Dünya ya Çok Benzeyen Gezegen Bulundu


NASA Güneş Sistemi’nin dışında Dünya’ya şaşırtıcı biçimde benzeyen bir gezegen bulduğunu bildirildi.

Bilimadamları, gezegende sıcaklığın yaklaşık olarak 22 santigrat derece olduğunu, yıldızının Güneş’e

ikizi kadar benzediğini, muhtemelen su ve toprağa sahip olduğunu söyledi.

Yeni gezegenin NASA’nın “gezegen avcısı” teleskopu Kepler’in ilk defa Güneş Sistemi’nin dışında

yaşanabilir bölgede ne çok sıcak ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

Yeni gezegenin NASA’nın ”gezegen avcısı” teleskobu Kepler tarafından bugün yaşanabilir bölgenin

ortalarında bulunduğu, bunun da yaşam koşullarının uygunluğuna işaret ettiği belirtiliyor.

Kepler’in ilk defa Güneş Sistemi’nin dışında yaşanabilir bölgede ne çok sıcak

ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

Astronomlar sözü edilen bölgede daha önce iki kez gezegen bulduklarını açıklamışlar

ancak yaşam için umut vadetmeyen gezegenlerden birinin konumunun çok tartışmalı olduğu,

diğerinin de sıcak sınırda olduğu belirtilmişti

http://www.nasa.gov/mission_pages/kepler/news/kepscicon-briefing.html

Ölmeden Önce Söylenen Son Sözler


*Gönder gönder, ben tutarım.

* Aabı çok seri bir araba bu yaaa…

* Korkma hayatım, arabamızda abs ve aırbag mevcut.

* Postanede bana ait bir koli varmış onu almaya geldim.

* Oolum..5 taş çaldım ruhun bile duymadı..

* Bakın çocuklar, bu deney seti, kapağı açılınca güvenlik önlemi olarak elektrigi keser..

* Demek pirana dedikleri şey bu..hiho.. » bak hulusi abi bıyıkları ıle oynuyom bi şey olmuyo.

* Ey ruuuuhhh..geldiyseeen……

* O irmikleri neden aldın nurhan..helva mı yapıcan?.. niye?

* Doğalgazın ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor ve doğalgazla çalışan ilk ocağı huzurlarınızda yakıyorum.

* Evladım, beni karşıdan karşıya geçirir misin?

* Geeeel, geeel sağ yap geeel…

* Bah bah bah hala uzunlarla geliyo…

* Canikom, bu etin tadı sana da biraz garip gelmedi mi?

* Müjdemi isterim turan abi bir kızın daha oldu.

* Kim bekler lan yeşilin yanmasını?!

* Eşşek şakası yapmayın lan…

* Bekle Cemşit abi ben bir dalıp çıkıcam.

* Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak, tanıdık biridir.

* Hala karlı gösteriyor mu hanım?

* Elektirikçiye ne gerek var canım, ben hallederim.

* Bak şimdi nasıl sollıycaz ..

* Gel abi burası boyu geçmiyor…

* Aya bak aya, aynı kamyon farı gibi !!!

* Ben denedim, korkmayın.

* Bak kadri abi, suyun derinliği önemli değil, asıl iş atlamasını bilmek..

* Yav Hayrettin abi burası fener tribünü değil galiba..

* Hihiha…bak gelen şey köpekbalığına ne kadar da benziyor.

* Rasim abi, kafesin kapısı kapalı değil mi?

* Nalan, bir kibrit yak da bakalım ne kokusuymuş…

* Yapma Satılmış abi, şeytan doldurur.

*Bak virajı dönerken arka plakayı okuyorum

*Ahmet gel burası boyu geçmiyor

*Baba ben hamileyim

*Pimini çektiğimiz bu bomba 3sn sonra patlar

Samsung LE40C650 LCD Televizyon Usb HDD Kayıt Özelliği


Samsung le40c650 Lcd televizyon özellikleri ile de

göz dolduruyor. Bu ve üzeri modellerde internet ve kayıt

özellikleri var.

Normal yayını kaydedip sonra izleyebiliyorsunuz.

Flash bellek kullanıyorsanız kayıt etmek sorun olmuyor

kaydet tuşuna basınca kaydetmeye hemen başlıyor.

Usb harddisk ile kullanıyorum ve HDD kayıt hariç sorun yaşamadım.

USB Hardik kullanarak kayıt yapmak isteyenlere teknik servisten aldığım bilgileri sizinle paylaşmak isterim.

Bu televizyonun usb hdd kayıt özelliği var.

Usb hdd en fazla 500 gb olacak ve fat32 formatında olacak dediler

Bölsem bir kısmını fat32 yapsam dedim ama tamamı olacak dediler.

Açıkçası elimde 1tb hdd var tamamını fat32 yapmak içimden gelmedi.

Olmaz dediler ama bir bölümünü ayırıp fat32 yaparak deneme yapıcam

olumlu sonuç alırsam sizlerle paylaşırım.

 

Deneme 1 : HDD başından 100 gb ayırıp fat32 formatladım

Sonuç : Samsung televizyon hala okuyor ama kayıt yapmıyor.

Elimde goldmaster recever var canavar gibi ilk takışta hdd kayıt yaptı.

onu kullanıcaz artık.

Samsung televizyonun bütün ses ve videoları okuması , HDD bölünmüş tüm alanları

görmesi mükemmel ama sadece fat32 ve bölünmemiş tek HDD ye kayıt yapması

küçük bir eksik olmuş bence. Flash belleklerde de sorun yok bilgilerinize.

YAPAY ZEKA TARTIŞMA YAPACAK DÜZEYE GELDİ


YAPAY ZEKA TARTIŞMA YAPACAK DÜZEYE GELDİ

BİLİM kurgu filmlerine konu olan insan ve insanımsı robotların kavgası birkaç yıl sonra gerçek olacak.

Edinburgh, Cambridge ve Sheffield Üniversiteleri’nin ortak çalışması olan yapay zekaya sahip makinelerin tasarımında insan duyguları ve davranışlarının kopya edildiğini açıklandı.

http://www.stargazete.com/duny​a/yapay-zeka-kavga-etmeye-hazi​r-haber-364583.htm

By Cihat

GİNGKO BİLOBA (JAPON ERİĞİ)


 

Doktorunuza danışmadan kullanmayın

özellikle rahatsızlığı olanlarda zararlı olabilir.

GİNGKO BİLOBA (JAPON ERİĞİ)

 *Zihni açar, yorgunluk ve stresi azaltır.

*Beynin beslenmesine yardımcı olur ve   hafızayı güçlendirir.

*Zihinsel dayanıklılığı arttırır.

*Öğrenme yeteneğini arttırır, aktif ve zinde bir vücut oluşmasına yardım eder.

*Yaşlılarda,bunama belirtilerini azaltabilir. Alzheimer hastalığında yardımcıdır.

*Sinerjetik etki ile vücut dayanıklılığını arttırır, enerji verir, yorgunluğu azaltır.

*Kan şekerininin dengelenmesine yardımcı olur.

gıda takviyesidir. İlaç değildir. Yukarıdaki açıklamalar bilgilendirme amaçlıdır. Doktor veya eczacı tavsiyesi yerine geçmez.

 

KULLANIMINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR:

Ginkgo kanın pıhtılaşma kabiliyetini azalttığından hemofili gibi kanama bozuklukları olanlar kullanmamalıdır.

Gingkonun nöbet eşiğini düşürebileceği göz önüne alınarak epilepsi hastaları ve nöbe…t geçirmiş olan bireyler Ginkgo kullanmamalıdır.

Ginkgo kan şekeri seviyelerini etkileyebileceğinden diyabetliler kullanmamalıdır.

Hamileler, emziren anneler, çocuklar yeterli klinik veri olmadığından Ginkgo kullanımından kaçınmalıdırlar.

ETKİLEŞİMLER

Aşağıda belirtilen ilaçlarla eşzamanlı Ginkgo kullanımı uygun olmayabilir, doktor tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerekir;

Antikoagülan ve antiplatelet ilaçlar aynı zamanda bu etkiyi gösteren bitkisel preparatlar,

Nöbet eşik zamanını etkileyen ilaç ve bitkisel preparatlar,

Kan şekerini etkileyen ilaç ve bitkisel peparatlar,

Bazı vakalarda tiazid diüretiklerle etkileşip kan basıncını artırabilir.

Yani Herhangi bir rahatsızlığı olanlar doktora danışmadan kullanmasın.

Philadelphia Deneyi


 

Philadelphia Deneyi

 
Philadelphia Deneyi O kadar çok konuşulup üzerine yorumlar yapılmış ki, yazmadan edemedim. Bu deney hakkında kitaplar yazılmış filmler çekilmiş. Gerçekle hayal birbirine karışmış. Bu deney gerçek mi? illizyon mu? siz karar verin

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 yılında Amerikan donanmasının Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir[1]. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır.[2].

 

USS Eldridge (DE 173) 1944

Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.

İlizyon gösterisi olduğu da düşünülen bu deney David Copperfield in özgürlük heykelini yok etmesine benzetende vardır.

 

O kadar çok konuşulup üzerine yorumlar yapılmış ki, yazmadan edemedim. Bu deney hakkında kitaplar yazılmış filmler çekilmiş. Gerçekle hayal birbirine karışmış. Bu deney gerçek mi? illizyon mu? siz karar verin

 

Philadelphia Deneyi, 28 Ekim 1943 yılında Amerikan donanmasının Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia şehri limanında yaptığı iddia edilen deneydir. İddiaya göre donanmaya ait bir koruma destroyeri olan DE 173 sınıfı 1240 tonluk USS Eldridge birkaç dakika içerisinde 600 km.’den fazla bir uzaklığa gidip tekrar gelmiştir. Deneyin varlığı konusunda hiçbir delil bulunmamaktadır. Amerikan donanması da böyle bir deneyin kayıtlarda varolmadığını belirtmiştir[1]. Al Bielek hariç deneye katıldığı iddia edilen tüm askerler bunu yalanlamış, hikâyenin bir aldatmaca olduğunu söylemişlerdir. Bielek’in hikâyesi de daha sonra yalanlanmıştır.[2].

 

USS Eldridge (DE 173) 1944

Gökkuşağı Projesi (Rainbow Project) adıyla da bilinen bu deney, 1984 yılında beyaz perdeye aktarılana kadar ciddiye alınmamıştı. Ancak o tarihden bu güne kadar resmi makamlarca defalarca yalanlanmasına rağmen en çok merak edilen konulardan biri olmuştur.

İlizyon gösterisi olduğu da düşünülen bu deney David Copperfield in özgürlük heykelini yok etmesine benzetende vardır.

 

Deneyin hazırlık aşaması

Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi vardı. Teori, basitce, nesneler arası çekim esası ve elektromanyetizma üzerine kurulmuştur. Einstein, 1920lerden itibaren bu teorisi üzerine yoğunlaşmış, 1925-1927 yılları arasında Almanya’da, bir fizik dergisinde yaptığı çalışmaları yayımlamış, ancak bu çalışmalarını hiçbir zaman tamamlayamamıştır.

İddiaya göre deneyin çalışmaları 1930 yılında Chicago Üniversitesinde başlamış, bir yıl sonra da Princeton Üniversitesinde devam ettirilmişti. Hatta Albert Einstein Dr.John von Neumann ve Dr.Nikola Tesla’nın da zaman zaman proje dahilinde çalıştıkları iddia edilmiştir.

Birleşik Alan Teorisi’nin deneye uygulanışı ise “çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak” şeklinde düşünülmüştü. Bu doğrultuda 75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi (her biri iki megavat CW gücündeydi ve onlar da güverteye monte edilmişti). 3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp, iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel eşleme ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman, oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.

Amaç görünmezlikti fakat iddiaya göre donanma bu deneyde tesadüfen de olsa maddenin ışınlanmasını gerçekleşti

Deneyin gerçekleştirilişi

Allende, deneyin 22 Haziran 1943’te sabah 09:00’da jeneratörlere güç verilerek başlatıldığını söylüyordu. Bu aşamadan sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başlamış ve USS Eldridge ortadan kaybolmuştu. Devamını şöyle anlatıyordu Allende :

Bir an sadece geminin çapasını görebildim, sonra o da kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı. Gemi ve mürettebatı hem radarda hem de gözlerimizin önünde yok olmuştu. Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiçbir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu? Sis azalırken, birşeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk. Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük, diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiçbirinin bilinci yerinde değildi. Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerini hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi. Gemi istenen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943’te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı. Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgi de yok oldu. Şimdi gemi tamamen yok olmuştu. Birkaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk’ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia’da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı. Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmedi. Bu olayın en korkunç bölümü ise beş denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı. Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi. Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu. Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. “Donma” adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donduktan sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi?

Bu hikâyeye göre USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Philedalphia limanından 640 km. ötedeki (375 mil) Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu. Jessup bu inanması güç hikâyeye temkinli yaklaştı. Allende’ye gönderdiği cevapta daha fazla ayrıntı ve varsa olayın gerçekliğiyle ilgili kanıtlar istedi. Allende’nin cevabı ise aylar sonra geldi, fakat bu sefer gelen mektupta Carl M. Allen imzası vardı. Allen kanıtı olmadığını yazıyordu ancak hipnoz seansına katılabileceğini ya da pentotal (bilinci uyuşturarak iradeyi kıran doğruyu söyleten bir ilaç) alarak gördüklerini anlatabileceğini savunuyordu. Jessup bu mektupdan sonra yazışmamaya karar verdi.

Morris Jessup’un intiharı

1957 ilkbaharında Jessup, Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu’ndan bir davet aldı. Büroya ulaştığında kendisine yine kendinin yazdığı (ve çoğunlukla ününü borçlu olduğu) The Case for the UFO isimli kitap gösterildi. Bu kitap bir yıl kadar önce büroya postalanmıştı. Kitabın dikkat çekici yanı ise sayfalarda alınmış olan notlardı. Notlar üç farklı yazıyla yazılmıştı ve binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu. Sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943’te yapılan deneyden söz ediliyordu. Jessup yazılardan birinin Allen’e ait olduğunu fark edip durumu bildirdi. Sonrasında diğer yazıların da aynı kişiye ait olduğu, farklı renk ve özelliklerdeki kalemlerle yazıldığı anlaşıldı.

Bu olaydan sonra Deniz Kuvvetleri Jessup ile yeniden bağlantı kurup Allende’nin mektuplarında belittiği adresin terkedilmiş bir çiftlik evine ait olduğunu, ayrıca, Jessup’un kitabının üzerindeki notlarla ve Allende’nin mektuplarıyla birlikte yeniden düzenlenerek Deniz Kuvvetleri bünyesinde dağıtılacağını bildirdi. Rakam tam olarak bilinmemekle beraber bu şekilde 100 kadar kopyanın Deniz Kuvvetlerinde dağıtıldığı sanılmaktadır. Bu baskıdan üç kopya da Jessup’a gönderilmiştir.

Bu olaydan iki yıl kadar sonra, 20 Nisan 1959’da Morris Jessup, Miami’de Hammock Parkı’nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzos gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.

Alfred Bielek’in İfadesi

Bugün bilinen, hikâyenin çoğunun 1984 yapımı Stewart Rafill’in yönettiği “Philadelphia Experiment” (Philadelphia Deneyi) isimli filmden uyarlandığıdır. 1990’larda Eldridge gemisinin mürettebatından Alfred Bielek deneyin içinde yer aldığını ifade etmiş, bu ifade internet aracılığıyla yayılmıştır. Ancak 2003 yılında Bielek’in hikâyesi küçük bir araştırmacı grup tarafından yalanlanmış, deney sırasında geminin yakınında bir yerde olmadığı gösterilmiştir.[3]

Hikayedeki tutarsızlıklar

USS Eldridge gemisi 27 Ağustos 1943’e kadar hizmete girmedi, Eylül ayına kadar da New York limanından ayrılmadı. Ekimde gemi Bahamalar’a doğru ilk deneme seferine çıkmıştı. Eldridge gemisinde görev yapanların da üyesi olduğu bir savaş gazileri birliği, Nisan 1999’da yayımladığı bildiride geminin asla Philadelphia limanına uğramadığını belirtmişlerdir.[4]

Alternatif açıklamalar

Araştırmacı Jacques Vallee, USS Eldridge yanında demirli bulunan USS Engstrom gemisinde amacı gemileri manyetik algılayıcılı mayınlara karşı görünmez yapmak olan ve benzer şekilde elektromıknatıslarla yapılan bir deneyi tanımlamıştır. Gemi elektromıknatıslarla degauss edilerek manyetik görünmezliğe ulaştırılmaya çalışılmıştır. Ancak bu deneyin internette gezen hikâyeyle hiçbir alakası olmadığını söylemektedir.

wikipedia adresinden alınmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Philadelphia_Deneyi

KADINLAR AH ŞU KADINLAR !!!


 

KADINLAR AH ŞU KADINLAR !!!

Öperseniz beyfendi değilsinizdir

Öpmezseniz adam değilsiniz.

İltifat edersiniz yalan der

Etmezseniz bırakır gider.

Her isteğine evet derseniz karaktersiz olursunuz

Karşı çıkarsanız anlayışsız.

Çok yanına giderseniz usandım der

Az giderseniz küser.

İyi giyinirseniz çapkınsın der

Dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.

Kıskanırsınız huyun kötü der

Kıskanmazsınız sevmiyorsun der.

Siz bir dakika geç kalın kıyamet kopar

Kendisi bir saat gecikirse bunda ne var der.

Arkadaşınızla buluşursunuz adı ihmal olur,

O buluşur “Bizim kızlar” olur.

Siz başka kadına bakacak olsanız gözleriniz oyulur,

Başka bir adam ona baktığında adı hayranlık konur.

Konuştuğunuz anda dinlemenizi ister,

Dinlediğiniz anda “Neden konuşmuyorsun?” der

Kısacası…

Sade ama çok karışık.

Karışık ama çok sempatik

Güzel ve mükemmel karışım

Işık hızı bilinenden 300 kat daha hızlı


 

Işık hızı bilinenden 300 kat daha hızlı

Işık hızının bilinenden 300 kat hızlı seyahat edebildiği kanıtlandı. Şimdi Einstein’ın “İzafiyet Teorisi”nin çökmesi gündemde. Boşluktaki ışık hızı saniyede 299.792,458 kilometre\saniye olarak hesaplanmıştı

Işık hızı aşıldı

20. yüzyılın fizik yasalarını alt üst edecek bir deney gerçekleşti. Işık hızının bilinenden 300 kat hızlı seyahat edebildiği kanıtlandı.

Şimdi Einstein’ın “İzafiyet Teorisi”nin çökmesi gündemde…

Amerikalı bilimadamları, fizik kurallarını altüst eden bir deney gerçekleştirerek ışık hızının aşıldığını kanıtladı.

 

Laboratuvar koşullarında ışık hızının, bilinen sınırı olan saniyede 300 bin kilometreyi 300 kat aştığını açıklandı. Bu deneyin sonucunun doğrulanması halinde, “Kuantum Fiziği’nin” temel taşlarını atan fizik dahisi Albert Einstein’ın ünlü “İzafiyet Teorisi”nin çökeceği öne sürüldü. Princeton Üniversitesi’nde yapılan deneylerde “ışığın gideceği yere daha seyahatine başlamadan önce vardığı” saptandı. Başka değişle ışığın zamanda ileri doğru atladığı tespit edildi.

 

SEZYUM GAZI TESTİ

Princeton NEC Enstitüsü’nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang, açıklamasında,  laboratuvar deneyinin, bir ışık demetinin, içinde özel olarak  hazırlanmış sezyum gazı bulunan test ortamına gönderilmesiyle  yapıldığını söyledi.

 

Wang’ın verdiği bilgiye göre, aşırı hassas zaman ölçme cihazlarının  kullanıldığı deneyde, ışık demeti, daha sezyum gazlı test ortamına  girmeden ortamdan çıktı. Işık demetinin test ortamından çıkıp yoluna 20  metre devam ettikten sonra, ortama daha o anda girdiği belirlendi.

Wang, bir başka deyişle, ışık demetinin, iki yerde aynı anda bulunduğunu  söyledi. Yani ışık daha test ortamına girmeden dışarıya çıktı.

Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond  Chiao, deney verilerinin “inanılmaz bir duruma işaret ettiğini”  söyledi.  Bilinen fizik kurallarına göre her türlü veri, en fazla,  saniyede 300 bin kilometre olarak kabul edilen ışık hızıyla  iletilebildiği gibi, zaman da, bu ışık hızıyla göreceli olarak  hesaplanıyor.

 

ETKİ-TEPKİ YASASI

Wang’ın deneyinin geçerli kabul edilmesi halinde, fiziğin temel  kanunlarından olan ve “neden sonuçtan önce gelir veya bir olgunun sonu  başından sonra gelir” şeklinde özetlenebilecek “etki-tepki” yasasının da  geçersiz kalacağına dikkat çekiliyor. Bu durumda, bir olgunun sonucu,  onu yaratan nedenden önce geliyor.

 

Ve başlamadan bitmesi mümkün olabililiyor. Deney sonuçları bilinen zaman kavramının “çökeceğine” işaret ediyor.

Köln Üniversitesi Dr. Guenter Nimtz de, konuyla ilgili yaptığı  açıklamada böylece “bilgi”nin ışıktan daha hızlı bir şekilde  ulaştırılabileceğinin kanıtlandığını söyledi. Lijun Wang ve ekibinin  araştırmasının tüm ayrıntıları, ünlü bilim dergisi  Nature tarafından  satın alındı. Derginin son sayısında araştırmanın detayları  yayınlanacak.

 

Einstein’ın izafiyet Teorisi nedir?

Evrende hiçbir şeyin kesin ve mutlak olmadığı, zamana ve mekana göre  değiştiği temeline dayanır. Örnek olarak, bir gök cisminin dolanım  süresi, dünyadaki bir gözlemciye göre hesaplanmıştır. Aynı gökcisminin  dolanım süresi, başka bir gezegendeki gözlemci için daha uzun ya da daha  kısa olabilir. Einstein’ın vardığı sonuca göre, ışık hızı ile seyahat  edilirse uzunlukların kısalması, zamanın yavaşlaması, kütlenin değişip  bir enerji demeti (ışık) haline dönüşmesi mümkündür. Işık hızından daha  hızlı hareket etmek mümkün değildir. Işık hızıyla seyahat eden bir kişi  (uzay mekiğinin içindeki bir astronot) için zaman yavaş geçer.  Dışarıdaki insan içinse zaman normal akar. Bu da zamanda yolculuğu  gündeme getirmiştir.

 

http://arsiv.sabah.com.tr/2000/06/05/d06.html  Kaynağından alınmıştır.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/9380.asp#BODY bu adrestende bakabilirsiniz.

Kök Hücre ile Tüm Hastalıklar Tarihe Mi Karışıyor?


 

Kök Hücre ile Tüm Hastalıklar Tarihe Mi Karışıyor?

Kök hücreler vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Yaralar hızla iyileşebilir yada yeni organ oluşturulubilir.

 

Yaralar hızla iyileşti

Kordon  kanından alınan kök hücrenin yerine dişten alınan kök hücreyi kullanan  akademisyenler, gen nakli ile yeniden programladıkları kök hücreleri  enjekte ettikleri farelerde, yaraların hızla iyileştiğini gördüler.  Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr.  Fikrettin Şahin, “Eskiden virüslerle yeniden programlama yapılıyordu.  Fakat bu çeşitli sorunlara neden oluyordu. Biz gen nakliyle bunu  başardık. Kanser riski ortadan kaldırıldı. İleride ALS, parkinson, beyin  felci, kanser gibi hastalıklar, dişten alınan kök hücrelerle tedavi  edilebilecek” diye konuştu. Şahin, buldukları yeni yöntemin patent  başvurusunun temmuzda Uluslararası Patent Enstitüsü’ne yapıldığını  söyledi.

 

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yeditepe  Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan, “Genetik ve  Biyomühendislik Bölümü Laboratuvarları için 60 milyon dolar yatırım  yaptık. Bilime hizmet etmek için her türlü yatırımı yapmaya hazırız”  dedi. Dalan, ayrıca, üniversite laboratuvarlarında sivrisinek larvasını  tamamen yok edecek çalışmalar yapıldığını belirterek “Dünyada en çok  ölümlere neden olan tek canlı sivrisinek. İnsanın bir düşmanı daha  yeryüzünden yok olacak. Sivrisineğin larvasını tamamen yok eden  bakteriyel çalışmalarda başarılı olduk” diye konuştu.

 

Kordon bankacılığı son bulacak

Yeditepe  Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan, bilim ekibinin  yaptığı “Yetişkin İnsan Kök Hücresinin Yeniden Programlanması”yla bundan  sonra hücresel gen tedavisinin emniyetli şekilde yapılmasının önünün  açıldığını söyledi. İnsanda sadece göbek bağında ve diş kökünde bulunan  kök hücreyi yeniden programlayarak bir nevi embriyonik kök hücre haline  getirildiğini belirten Bedrettin Dalan, şunları anlattı: “Embriyonik kök  hücrenin özelliği, çoğalarak, bölünerek, yeni hücreler yaratabilmesi,  yani canlıdan, canlı yaratma hadisesi. Bunun için çocuklar doğunca göbek  kordonlarındaki kök hücreler saklanıyordu. Arkadaşlarımızın  teknolojisiyle, artık dünyada, kordon bankacılığının sonu gelmiş oluyor.  Çünkü şimdi insanın bankası kendi dişinde saklı. Bu ispat edildi.”

 

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9639013.asp  Kaynağından alınmıştır.

 

Kök Hücre      Araştırmalarında Yeni Gelişmeler

 

Bilim      adamları, bebeklerin içinde geliştiği amniyo sıvısında bol miktarda kök      hücre kaynağı buldular.

Kök hücre gelişmelerini aktarmaya devam      ediyoruz. Gebe kadınların bağışladığı amniyo sıvısından alınan kök      hücrelerin, embriyodan çıkarılan kök hücreler kadar yararlı olduğu ortaya      çıktı. Wake Forest Üniversitesi ile Harvard Üniversitesi bilim adamları,      hamile kadınların bağışladığı amniyo sıvısından çıkardıkları kök hücrelerin,      embriyodan alınan kök hücreler kadar kullanışlı olduğunu bildirdiler.

Bilim      adamları, hamile kadınlardan bebeğe zarar verilmeden alınan amniyo      sıvısındaki kök hücrelerin, aralarında kan, damar, kemik, beyin ve akciğer      hücrelerinin bulunduğu çeşitli hücreler elde ettiklerini ifade ettiler. Wake      Forest Üniversitesi’nden Dr. Anthony Atala, “Bu hücrelerin dokuların      onarılmasında ve yeni organlar elde edilmesinde çok önemli bir kaynak      olacağını düşünüyoruz” dedi.

Amniyo sıvısından      alınan kök hücre ile hastalanan çocuklar tedavi edilebilecek

Dr. Anthony Atala ile ekibinin, amniyo sıvısında buldukları hücrelerin,      çeşitli tipte hücreler elde edilebilecek gerçek kök hücre olup olmadığını 7      yılda saptayabildikleri belirtildi. Bilim adamları, bu sıvıdan elde edilen      kök hücrelerin, kaç farklı çeşit hücre elde edilebileceğini henüz      bilmediklerini ifade ettiler.

Harvard Üniversitesi kök hücre      araştırmacısı Dr. George Daley, bu bulgunun, hamile kadınlardan alınan      amniyo sıvısındaki kök hücreleri dondurarak, bünyelerinin reddetme riski      olmadan hastalanan çocuklarının tedavisinde kullanabilmenin yolunu açtığını      söyledi. Daley, araştırmanın embriyon kök hücre araştırmalarına alternatif      olmadığını da vurguladı.

Kalp krizine kök hücre      ile son

 

Bilim adamlarının geliştirmekte olduğu bir      yöntem, kalp krizi geçirmiş kişiye kendi kök hücresini enjekte ederek      kalpteki hasarın daha hızlı iyileşmesini sağlıyor.

Londra’daki      College Üniversitesi Hastanesi ile Bart’s Hastanesi’nde başlayan deneylerde,      hastalara kriz geçirdikten sonra kök hücre verilerek kalp kaslarının      onarılması sağlanıyor. Kalbe konulacak kök hücreler, hastanın kendi kalça      kemiğinden kemik iliği alınarak elde ediliyor.

Uzmanlar, hastanın uyum sorunu ve zaman      sorunu yaşamaması açısından ve de kök hücrelerin hasta tarafından reddedilme      riski ortadan kaldırmak amacıyla kendi kemik iliğinden kök hücre alınarak      tedavi edildiğini ifade ediyorlar. Araştırmacılar, Avrupa’da daha önce      hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde kök hücrelerin tıbbi müdahaleyle      istenilen doku hücrelerine dönüştüğünü bildirdiler.

İngiliz Kalp Vakfı’ndan Prof. John      Martin, Almanya’daki deneylerde kriz geçiren hastalara kök hücrelerin geç      verildiğini belirtti. Kök hücre tedavisinin de ucuz olduğuna dikkat çeken      Martin, kriz geçiren hastalara krizin hemen ardından tedaviye      başlayacaklarını ifade etti.

 

Embriyonik      kök hücre ile kellik tarihe karışıyor

Kanada Ottowa Hastanesi’nde embriyonik      kök hücre ile deri üzerinde araştırmalar yapan ve embriyonik kök hücreyle      ürettiği yeni deri hücrelerini farelerde deneyerek başarı elde eden Prof.      Dr. Kürşad Türkmen, aynı yöntemle saçlı deri üretmeyi de başardı. Türkmen,      diyabet yaraları ve derin yanıkların tedavisi içinde çalışmalar yaptığını      ifade etti.

Prof.Dr. Türkmen, embriyonik kök hücre      ile deri araştırmaları yaptıklarını, dünya nüfusunun yaşlandığına dikkat      çeken Türkmen, yaşlılığın neden olduğu hastalıkların arttığını ve bu      hastalıkların tedavi maliyetlerinin ülke ekonomilerini tehdit eder konuma      ulaştığını bildirdi.

Bu      nedenle embriyonik kök hücre araştırmalarının büyük önem taşıdığını dile      getiren Türkmen, “Embriyonik kök hücre araştırmaları, yaşlanan dünyamızda      sağlıklı yaşayabilmek için doku yenilemesi anlamına geliyor. Henüz araştırma      aşamasındaki bu çalışmalarda hayvanlarda çok iyi sonuçlar alınıyor, fakat bu      tedavilerin insanlara uygulanabilmesi için uzun yıllara ihtiyaç var” dedi.

Embriyonik hücre ile tüm vücut      dokularının üretilebildiğini belirten Türkmen, bu hücrelerin yıllar sonra      diyabet, parkinson, kalp kası yetersizlikleri ve MS hastalıklarının      tedavileri için umut olduğunu söyledi.

 

Diyabet yaraları ve      ağır yanık izleri artık tedavi edilebilecek

Kendisinin başkanlığında bir grup bilim      adamıyla Kanada’da çalışmalar yaptıklarını ifade eden Türkmen, embriyodan      elde edilen kök hücreleri, laboratuvar ortamında yeni deri hücrelerine      dönüştürdüklerini dile getirdi.

Ağır yanıkların ve ayaklardaki diyabet      yanıklarının tedavisini amaçladıklarını belirten Türkmen, aynı yöntemle      saçlı deri ürettiklerini de dile getirdi.

Yöntemi fareler üzerinde denediklerini ve      başarı sağladıklarını anlatan Türkmen, bu çalışmanın daha sonra maymunlarda      deneneceğini, gerekli izin ve denetimlerin ardından yıllar sonra tedavi      amacıyla kullanılabileceğini kaydetti.

Bu yöntemle, diyabet yaraları ile ağır      yanık izlerinin laboratuvar ortamında üretilmiş yeni deri hücreleriyle      tedavi edilebileceğini ve hastalarda iz kalmayacağını vurgulayan Türkmen,      saçlı deri ile de kelliğe çözüm bulunabileceğini sözlerine ekledi.

 

http://www.indigodergisi.com/gulsen_01_17.htm  kaynağından alınmıştır.